Pages

28 Mayıs 2016 Cumartesi

NE ESER, NE DE SEMER


                          "Ölen insan mıdır, ondan kalacak şey eseri: Eseri;
                            Bir eşek göçtü mü, ondan da nihayet : Semeri."
    
               Atalar böyle buyurmuş, diye binlerce alın,
               Ne tahalükle döker, döktüğü bi çare teri!
               Şu beka hırsına akl erdiremem, bir türlü,
               Sorsalar, bence temayüllerin en derbederi:
               Hadi, toprakta silinmez bir izin var, ne çıkar,
               Bağlı oldukça telakkiye hakiki değeri?
               Dün, beyinlerde  kıyamet  koparan "hikmet" i al,
               Bugünün zevkine sor: beş para etmez ciğeri!

24 Mayıs 2016 Salı

YUNUS EMRE'NİN HAYATI

                                                            




Yunus Emre'nin hayatı hakkında bildiklerimiz son derece sınırlı, bu konuda bilgi ve belge yok denecek kadar azdır. Kendi eserlerinden çıkartılabilen bazı bilgiler, çoğu menkıbevi kaynaklara ait kimi anlatılar ve kimi kaynaklarda rastlanan birkaç bilgi kırıntısı onun hayatı hakkındaki bilgilerimizin esasını oluşturur. En temel bilgimiz ise 13. yüzyılın ikinci yarısı ile 14. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşamış olduğudur.  Risâletü'n-Nushiyye isimli eserinin sonlarındaki 


ANLATILMAZLAR


        Anlatılmazlar listenin en başında gelen bir duygu vardır. Hepimiz mutlaka tatmış, yaşamış, hissetmişizdir onu. Kimi zaman annemizin sıcak gülümseyişinde, bazen uzun zamandır sesini duymak isteyipte duyamadığımız bir arkadaşın sesinde, bazen okuduğumuz bir kitabın herhangi bir sayfasında bazen sevgiliyi anlatan bir ezginin huzur veren nağmelerinde ben buradayım der. Bu kaçınılmaz duygunun adı anlaşıldığı üzere sevme duygusudur. Sevgi ise onun tatlı meyvesidir. O meyveye ruhumuzun her zaman ihtiyacı olmuştur, olacaktır da. Tıpkı Şems'in Rumi'ye, Rumi'nin şemse olan ihtiyacı gibi.

EVLİYA ÇELEBİ...


       1682 yılında Edirne'yi gezen Evliya Çelebi, külliyeden; "Orada bir Darüşşifa vardır ki dil ile tarif edilemez, kalemler ile yazılamaz" diye bahseder. Ünlü seyyah ayrıca külliye için şu ilginç tanımları kullanmıştır; "Adı geçen bağın ortasında, göğe baş uzatmış bir yüksek kubbedir ki güya aydınlık hamam camekanı gibi tepesi açıktır. Bu açık yerde altı adet ince mermer sütunlar üzerinde Kıyanıyan tacı gibi bir kubbecik vardır.

Atı Alan Üsküdarı Geçti


           ATASÖZÜ: Toplumun asırlarca süren deneyimlerinden ve gözlemlerinden elde ettikleri yargılarını, ortak düşünce ve tutumlarını yansıtan, içinde mecazi bir anlam barındıran, eğitici ve öğretici vasfı bulunan kalıplaşmış, kısa ve özlü söz. Eş anlamı: Darb-ı Mesel devamı..
      
                                              ATI ALAN ÜSKÜDARI GEÇTİ
         Zamanında bolu beyine baş kaldıran Köroğlu'nun dillere destan bir yağız atı çalınır. Bütün civarı arar tarar yok. Bir kimse bir de İstanbulun pazarlarını dolaş der. İstanbulun pazarlarını dolaşırken atına rastlar.
             Pazar sahibine: " Şu ata bir bineyim der."
             Pazar sahibi: " Buyur" der.
        Eski sahibinin kokusunu alan at şahlanıp, dört nala oradan uzaklaşır. Dövünen pazarcıya ihtiyarın biri gelip, "Ah evlat! Atı alan Üsküdarı geçti" der.
             O Köroğluydu, atın gerçek sahibi...

Serdar Tuncer


                                       Bir yudum aşkını da bana çok gördün
                                       Çöllere atıp da yüz deme bari
                                       Vermek istemedin istemek verdin
                                       Kendini kendinden süz deme bari.


19 Mayıs 2016 Perşembe

19 MAYISTA SAMSUN UFKUNDA


            
            
            Bir güneş yükseldi göklere doğru
             Bir millet uyandı derin uykudan,
             Koştu o parlayan güneşe doğru
             Bu güneş hürriyetin müjdecisiydi
              Mustafa Kemalin ta kendisiydi

             İşte, hakiki kurtuluşu ölmekte bulan bu "Güneş" Samsunda doğarken "Ya İstiklal Ya Ölüm" parolasıyla doğmuş, halkın kurtuluşuna giden önderi olmuştur.
             Bu Güneş; Samsundan sonra, Amasya, Sivas, Erzurum ve oradan da yeni bir Türk devletinin kuruluş meşalesini yakmak için Ankara'da  doğacaktır.

15 Mayıs 2016 Pazar

Saadet Çalmak Hırsızlık Olmaz Mı?


        Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
        Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
        Sevmek için güzele  mi bakmalı?
        Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?

9 Mayıs 2016 Pazartesi

MEVLANA VE SEMAZEN


  
    ? MEVLANA KİMDİR?
         Mevlana 30 Eylül 1207 tarihinde Horasanın Belh bölgesinde Afganistan sınırları içinde kalan Vahş kasabasında doğmuştur. Annesi Belh Emiri Rükneddinin kızı Mümine Hatun, babaannesi Harezmşahlar hanedanından Fars Prensesi, Melikeyi Cihan Emetullah Sultandır.