24 Mayıs 2016 Salı
EVLİYA ÇELEBİ...
1682 yılında Edirne'yi gezen Evliya Çelebi, külliyeden; "Orada bir Darüşşifa vardır ki dil ile tarif edilemez, kalemler ile yazılamaz" diye bahseder. Ünlü seyyah ayrıca külliye için şu ilginç tanımları kullanmıştır; "Adı geçen bağın ortasında, göğe baş uzatmış bir yüksek kubbedir ki güya aydınlık hamam camekanı gibi tepesi açıktır. Bu açık yerde altı adet ince mermer sütunlar üzerinde Kıyanıyan tacı gibi bir kubbecik vardır.
Sanatkar iş üstadı, bu küçük kubbenin ta tepesine halis altın ile yaldızlanmış bir çeşit demir mil üzerine bir bayrak yapmış, ne taraftan rüzgar eserse, o bayrak o tarafa döner. Garip görünüşlüdür. Ama aşağı kubbe sekiz köşelidir. Bu kemerli kubbe içinde dahi sekiz kemer vardır. Bu odaların içinde ikişer kemer vardır. Bir penceresi odanın dışında olan gülistan ağaçlarına bakar diğeri de bu büyük kubbenin ortasında ki büyük havuz ve şadırvana bakar. Bu sekiz adet kış odalarının önünde, yine büyük kubbe içinde sekiz yazlık odalar vardır.
Kimisi havuz ve şadırvanlara bakıp kalender hülyası kabilinden sözler eder, nicesi dahi o kemerli kubbenin etrafında olan gülistan ve bağ bostan içindeki binlerce kuşların cıvıltılarını dinleyip, delilerin perdesiz ve ölçüsüz sesleriyle feryada başlarlar.
Bahar mevsiminde çiçek kısmından sim ve zemin, deveboynu, müşkü rumi, yasemin, gülnesrin, şebboy, karanfil, reyhan, lale, sümbül gibi çiçekler hastalara verilip güzel kokuları ile hastalar iyileştirirler. Fakat delilere bu çiçekleri verince kimini yerler, kimini ayakları altında çiğnerler. Bazıları dahi meyveli ağaçları seyredip, ah daha hel hope pe pohe pelo deyip, çimenlik temaşası ederler...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder